Cemal Kafadar söyleşileri kitap olsa keşke

Bir+Bir aperatiflerinden kahvesine leziz bir dergi. Önce A’dan X’e ile iştahınız açılıyor. Kapak söyleşileri biçiminde ana yemeği sindire sindire yediğinizde damağınız şenleniyor. Sonra da tatlı niyetine tarihçi Cemal Kafadar söyleşileri… Ama Bir+Bir’in en son menüsünde o tatlı gelmedi önümüze. Biraz hayal kırıklığı yaşamadık desek yalan olur. Gerçekten leziz sohbetler okuyorduk her sayı. Çünkü memleket tarih yazıcılığı için değişik bir tarzı simgeliyordu Kafadar. Gündelik hayatın tarihini yazıyordu. Bunu biraz açalım. Zira son zamanlarda saray ve cinsellik üzerine yapılan tarih ile bu tarzın aynı kefeye konma riski var. Kafadar’ın gündelik tarihi yazarken odaklandığı temel alan “sivil” yaşam. Kariyeri boyunca yaptığı çalışmaların birçoğunda bu alanın detaylarını sunduğu görülüyor. Türkçe’de en son çıkan kitabı, “Kim varmış biz burada yoğ iken”de (Metis, 2009) dört Osmanlı’nın hayatından bir kesiti sunarken Osmanlı’da sivil yaşamın farklı boyutlarını yansıtıyor bize. Orada bir yeniçeriyi anlatırken bile, savaşlara giden, devleti için kılıç sallayan bir yeniçerinin öyküsünü değil, “Babasından kalan arazi üzerindeki haklarını korumak için divan-ı hümayuna başvuran” bir yeniçerinin hikayesini anlatıyor. Bir+Bir’deki söyleşileri için de aynı şeyleri söylemek mümkün elbet. Patrona Halil’den Karacaoğlan’a çizdiği portrelerde tümüyle devletlu’lardan azade bir tarih anlatısı koyuyordu önümüze, gümüş tabak içerisinde. Kafadar’ın tarzında özellikle Bir+Bir söyleşilerinde daha fazla önplana çıkan bir diğer önemli nokta dinamizmiydi. Tarih yazımı konusunda eğitim almamış biri olarak bu “dinamizm” lafını subjektif bir biçimde kullanıyorum zaar. Ancak, bir şarkıdan, bir filmden, güncel bir meseleden mülhem, mükellef bir tarih anlatısı yaratmasını “dinamizm” kavramının çok iyi yansıttığını düşünüyorum.

O yüzden o söyleşilerin Türkiye’deki tarih yazıcılığı açısından farklı bir yerde durduğunu söylemek mümkün. Tabii ortaya çıkan bu farklı formda mahir sorularıyla Yücel Göktürk ve Ulaş Özdemir’in de çok önemli payı var. Hatta öyle sorular var ki Kafadar’ı alıyor, başka bir noktaya götürüyor.

Tüm bunlar bir araya gelince gönlümüze şu dilek düşüyor: “Keşke bu söyleşiler bir kitapta toplansa” Sizce de güzel olmaz mı?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s