Seçim öncesi Türk Lirası’ndaki dalgalanma böyle mi önlenecek?

Seçim öncesi Türk Lirası’nın dolar karşısındaki performansı sıcak gündemlerden birini oluşturuyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak farklı platformlarda yaptığı konuşmalarda Türk Lirası’na güvenenlerin kazançlı çıkacağına ilişkin mesajlar verirken, dolar/TL kurunun seçim sonrası yükseleceğini bekleyenlerin “daha çok bekleyeceğini” belirtti.

Bu esnada TL’ye ilişkin kritik sinyaller veren bazı göstergeler aldık.

Bir tanesi vatandaşların ve şirketlerin döviz hesaplarındaki artıştı. Merkez Bankası’nın verilerine göre 15 Mart haftası itibariyle yurt içi yerleşiklerin döviz hesapları 4 milyar dolar artışla 175,8 milyar dolara yükseldi. Böylelikle döviz hesaplarında tarihi rekor kırıldı.

Tarihi rekorun yanında bu göstergelerdeki dikkat çekici hikaye yurt içi yerleşiklerin döviz hesaplarının 10 haftadır aralıksız artış göstermesi oldu. Gerçek kişilere bakıldığında ise bu kişilerin döviz hesaplarının yaklaşık 6 aydan beri sürekli yükseldiği görülüyor.

Bir başka kritik gösterge Merkez Bankası’nın rezervleri ile ilgiliydi. Bloomberg’ten Çağan Koç’un haberinde (Haberin İngilizce versiyonu için tıklayınız) dikkat çekildiği gibi TCMB’nin son yayımladığı verilere göre bankanın net uluslararası rezervleri Mart’ın ilk iki haftasında 6,3 milyar dolar azalarak 28,5 milyar dolar oldu. Piyasa aktörleri bu rezerv düşüşünün nedenini tam olarak çözemedi ve TCMB’den bir açıklama beklemeye başladı.

Rezervlerle ilgili açıklama beklenirken, TCMB Türk Lirası’nı sıkılaştırmaya yönelik bir hamle ile 1 haftalık repo ihalelerine belli olmayan bir süre ara verme kararı aldı. Açıklama sonrası dolar kuru biraz gevşese de sonrasında yükseliş ivmesine devam etti.

Tüm bu gelişmeler sonrasında başlıktaki soru gündeme geliyor. Seçim öncesinde TL’deki dalgalanmayı önlemek için sıkılaştırıcı bu adımla mı ilerleyeceğiz?

Advertisements

Fındıkta kafa karıştıran rakamlar

“Türkiye tarımsal üretimden nasıl oluyor da katma değer yaratamıyor?” diye sorduğunuzda bunun çok da karmaşık bir yanıtı yok, fındığa bakın yeter.

Dünyanın en önemli fındık üreticisi ülkenin en büyük fındık işleyen şirketi yabancı bir şirket. Bu iş nasıl oraya geldi, uzun ve ilgi çekici bir hikaye. Ama kesinlikle yerli bir hikaye değil.

Tabii birçok boyutuyla ele alınan ve ve çok da sakız olmuş bir hikaye. Amacım aynı sakızı çiğnemek değil.

Ama fındıkçıların düzenledikleri basın toplantısında verdikleri rakamların altını bir kez daha çizmek gerekiyor sanırım. Yanına da bazı rakamları eklemek.

İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçılar Birliği (İFMİB) Başkanı Ali Haydar Gören demiş ki “Hedefimiz 2023 yılında da 3,5 milyar dolar fındık ihracatı gerçekleştirmek.”

Peki Türkiye’de fındığı alan o yabancı şirketin imza attığı rakamlar ne? Şirketin internet sitesindeki verilere göre 31 Ağustos 2018 ile biten hesap yılında şirketin cirosu 10,7 milyar euro.

Kaba bir hesapla Türkiye’nin 2023 fındık ihracatı hedefinin 3 katı ciroya şirket şimdiden ulaşmış.

Eminim bu rakam, fındıktaki katma değer yoksunu ve üreticiyi zorlayan duruma ilişkin bazı sinyaller veriyordur?

 

 

Tarım üretici fiyatlarında rekor

Bu aralar tarımda maliyetler, gıda fiyatları, tanzim satışların etkileri gibi konuları çok konuşuyoruz. Resmi veriler geldikçe bu konuları göz ardı etmek de çok mümkün görünmüyor zaten.

TÜİK Ocak’ta gıda enflasyonunun yüzde 30,97’ye çıktığını açıklayınca  gıda ve tarım politikalarına ilişkin tartışmalar ayyuka çıktı. Bunun üzerine hükümet Şubat ayının ortalarına doğru İstanbul ve Ankara’da tanzim satışlarını hayata geçirdi. Tanzimden enflasyon için veri toplanmadı ama tanzimin market ve pazar üzerinde de fiyatların düşmesi yönünde sınırlı bir etkisi oldu. Bu durum Şubat ayı enflasyonunun hızlı artmasına bir ölçüde engel olurken, gıdada yıllık enflasyonu da biraz aşağıya çekti. Şubat’ta gıda enflasyonu yüzde 29,25 oldu.

Bunlar olurken tarımda esas sorunun plansız üretim olduğuna ve artan maliyetlere dikkat çekildi. Tanzim satışlarının kozmetik bir önlem olduğu ve tarımsal maliyetler düşmeden gıda fiyatlarının gerilemesinin mümkün olmadığı vurgulandı.

tarimufe

Buradaki resmi göstergeler de maliyetlerin hala artış ivmesinde olduğuna işaret ediyor. TÜİK’in verilerine göre Şubat’ta tarım üretici fiyatları yıllık bazda yüzde 25,8 arttı. Bu, 2010 yılını baz alan ve 2011’in Ocak ayında başlayan endeks tarihinin en yüksek yıllık artışı oldu. Başka deyişle endeks rekoru yani.

Bu tarafta tanzim satışlarıyla çözülecek bir şey yok tabii ki. Sonuçta üreticinin maliyetlerinden bahsediyoruz. Bu maliyetlerin nasıl yükseldiği makro bir hikaye onu da kapsamlı politikalarla çözmek mümkün. Ama bu veriden neşet eden eğilim bu işi daha çok konuşacağımızı gösteriyor.

Peki düşük kamu borçlanmasına sahip olduğu söylenen Türkiye, çiftçilerin maliyetlerini düşürme yönünde teşviklere yönelse bu tarafta biraz rahat nefes alamaz mıyız? Çiftçilerin üretim maliyetlerini aşağıya çekecek teşvikleri finanse edebilecek kadar finansal manevra alanı yok mu bu ülkenin?

Büyümede bu tablo göstere göstere geldi

2018 yılının son çeyreğine ilişkin gayrisafi yurt içi hasıla rakamlarında pek bir sürpriz yok aslında. Ekonomistler önceki yılın aynı çeyreğine göre son çeyrekte yüzde 2,5-2,8 arasında bir daralma bekliyorlardı. Gerçekleşen rakam yüzde 3 oldu.

2018 yılının son çeyreğinde çeyreklik bazda ise yüzde 2,4 daralma kaydedildi. Bir önceki çeyrekte de daralma yüzde 1,6 olmuştu. Böylelikle üst üste iki çeyrek daralarak Türkiye ekonomisi resesyona girdi. Bu son 10 yıldaki ilk resesyon oldu.

 

TABLO1

Neden böyle bir tablo ortaya çıktı derseniz aslında öncü göstergeler dikkate alındığında ortada çok büyük bir sürpriz olmadığını söylemek gerekir.

4. çeyrekte iç talepte ciddi bir gerileme dikkat çekti. Verilere göre yılın son çeyreğinde hane halkı tüketimi yüzde 8,9 daralma kaydetti. Dayanıklı mallarda o kadar vergi indirimi kampanyasına rağmen daralma yüzde 34,6’yı buldu.

Ağustos ayında yaşanan kur krizinden sonra tüketici güveninin o çeyrekte geldiği seviyeler bu duruma belli oranlarda işaret ediyordu zaten. TÜİK’in TCMB ile ortaklaşa hazırladığı tüketici güven endeksinin mevsim etkisinden arındırılmış verilerine göre Ekim’de endeks tarihinin en düşük seviyesi görülmüştü. Tüketicide zaten uzun bir süredir bekle-gör psikolojisi hakimdi. Bu da zaten büyüme verilerine yansıdı.

 

TABLO2

Sanayide öncü göstergeler zaten oldukça olumsuzdu. Ekim’de sanayi üretimi yıllık 5,9 geriledi, Kasım’da bu düşüş 6,6, Aralık’ta ise 9,8 oldu. Bu rakamlardan sonra 4. çeyrek verilerine göre sanayi bu çeyrekte yüzde 6,4 geriledi. Böylelikle sanayide 2010 yılının ikinci çeyreğinden bu yana en sert düşüş kaydedildi.

TABLO3

Yatırımlardaki gerileme de öngörülebiliyordu. Zira Ağustos sonrası finansal koşullar hızlı bir şekilde sıkılaşmıştı. Ticari kredi faizlerinde kaydedilen hızlı yükseliş etkisini son çeyrekte hissettirdi. O çeyrekte yavaş yavaş faizler gevşese de ticari kredi faizlerinde yüzde 30 etrafında bir seviye oluştu. Bu da yatırımların 2018 yılının son çeyreğinde yüzde 12,9 gerilemesine yol açtı.

Yatırımlar içerisinde makine teçhizat yatırımlarındaki daralma oldukça dikkat çekici. Son çeyrekte makine-teçhizat yatırımları yüzde 25,8 daraldı.

TABLO4

2019 yılına ilişkin göstergelerde bir miktar toparlama olsa da son çeyreğe benzer sinyaller geldiğini görmek mümkün. Türkiye 2019’un ilk çeyreğinde de böyle bir tabloyla karşılaşabilir. Peki sonra?… Ekonomistlere göre ikinci çeyrek ile birlikte toparlanma başlayabilir. Hep birlikte göreceğiz…

“Kaynağı belirsiz para” mı “kalıntı” mı?… Rekor kıran net hata noksan izaha muhtaç

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2018 yılının Aralık ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini yayınladı.

Aralık 2018’de Türkiye ekonomisi 4 ay aranın ardından yeniden cari açık verdi.

Aralık verilerinin yayınlanmasıyla cari dengede yılın tamamına ilişkin fotoğraf da gözler önüne serilmiş oldu.

Yılın tamamında cari dengenin seyrine ilişkin atılacak çok manşet var ama belki de en ilgi çekici hikaye net hata noksandaki rekor giriş oldu.

Verilere göre 2018’de Türkiye ekonomisinde 21,2 milyar dolar, net hata noksan olarak sınıflandırıldı.

Böylelikle bu verilerin tutulmaya başladığı 1999 yılından bu yana en yüksek net hata noksan girişi kaydedildi.

Net hata noksan kavramı eni konu tartışmalı bir kavram.

Bazı siyasiler ve basın mensupları net hata noksanı ‘kaynağı belirsiz para’ olarak algılıyor, bunun üzerinden argümanlar geliştiriyor.

Ama Merkez Bankası yöneticileri net hata noksanın kaynağı belirsiz para olarak tanımlanmasına karşılar.

Merkez Bankası’nın bazı etkinliklerinde bu konunun altını özellikle çizdiklerine şahit olduk. Zaten kamuya açık kaynaklarda da buna açıklık getirmeye çalışıyorlar.

Peki nedir bu net hata noksan derseniz Merkez Bankası’nın tanımına bakalım:

Ödemeler dengesinin her işlemi iki ayrı işaretle (alacak ve borç kaydı) kaydedilir. Bu sebeple, ödemeler dengesi konusu her işlem, içeriği ile ilgili kaleme kaydedilirken, karşı kaydının da bir başka kalemde yer alması esastır. Başka bir deyişle, her işlemin eşit değerde alacak ve borç kayıtlarıyla kaydedilmesi, böylece “Cari İşlemler Hesabı’’ ve “Sermaye Hesabı”nın toplamının her zaman “Finans Hesabı” kalemine eşit olması gerekmektedir. Ancak, verilerin değişik kaynaklardan elde edilmesi, değerleme, ölçme ve kayıt zamanı farklılıkları yaratmakta; sonuç itibarıyla oluşan farklar net hata ve noksan kalemine “kalıntı” şeklinde yansımaktadır. Bu kalem, finans hesabından, cari işlemler hesabı ve sermaye hesabının çıkarılmasıyla elde edilmektedir.

Net hata ve noksana:
• Kayıt altına alınmamış işlemler,
• Gümrük beyanlarındaki eksiklikler ve yanlışlıklar,
• Kayıt ve anketlerdeki ölçüm hataları,
• Kayıtlar için farklı veri kaynaklarının kullanılması,
• Dış ticarette teslimat ve ödeme zamanlarındaki uyumsuzluk,
• Borç ve alacakların farklı dönemler için raporlanması sebep olur

Her ne kadar kalıntı olduğu ifade edilse net hata noksana kayıt altına alınmamış işlemlerin de sebep olabileceği ifadesi, aslında “net hata noksan kaynağı belirsiz paradır” argümanını savunanların elini güçlendiriyor. 

Bu kavram tartışması aslında gerçekleşme karşısında ikinci planda kalıyor. 

Adına ne derseniz deyin ortada 21,2 milyar dolarlık bir para var. Üstelik bu bir rekor. 

Kavramın kafalarda net oluşması için belki de bunun nasıl gerçekleştiğini açıklamak gerekiyor. 

Burada da iş Merkez Bankası’na düşüyor

 

‘Tansaş’lar geri geliyor

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, ekonomi basını yöneticileri ile bir araya geldi ve gündemde öne çıkan konulara ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

2019 yılı Ocak ayı enflasyon verilerinin ardından en sıcak konulardan birisi gıda enflasyonuydu elbette.

Buluşmada bu konuda dikkat çekici açıklamalar yaptı Albayrak.

Albayrak gıda konusunda yine spekülatörlere çıkıştı ve büyükşehirlerde tanzim satış merkezlerinin hayata geçeceğini ifade etti.

Başka deyişle tanzim satışların geri geleceğini belirtti.

Tanzim satışlar ya da bilinen adıyla Tansaş’lar 1970’lerde İzmir’de zuhur etmeye başladı.

Belediyeler ve kamu kuruluşları tarafından yönetilen bu mağazaların temel amacı tüketicilere daha uygun fiyatlı ürün sağlamak oldu.

1976 yılında İzmir Konak’ta ilk mağaza açıldı. 1996 yılında ise Tansaş hisseleri halka açıldı. 1999 yılına gelindiğinde Doğuş Grubu Tansaş’ın hisselerini satın aldı.

5507f1196fcc6cf555977ded948172ba

Ondan sonra da bildik hikaye gerçekleşti. 2005’te Tansaş, Migros grubuna girdi. Derken de tüketiciye bazı ürünleri ucuza sunmak için yola çıkan girişim sıradan bir markete dönüştü.

Hani bugün gıda fiyatları üzerinde spekülasyon yapmakla suçlanan marketlerden birine…

Tanzim satış merkezleri projesi, üreticilerin kolektif ve kooperatiflerle sağlıklı piyasa ilişkileri kurması ve etkin lojistik ile aracı spekülasyonuna son verebilir.

Tüketici bu işin takipçisi olacaktır.

Daha önce yazmıştık, tekrarlayalım. Türkiye’ye bir de “Türkiye Yaş Sebze ve Meyve” kurumu gerekiyor.

Gıda enflasyonunda 15 yıldır böyle bir makas görülmemişti

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Ocak ayına ilişkin enflasyon verilerinde tabii ki de en çok dikkat çeken gıda fiyatlarındaki hızlı yükseliş oldu. Pazarda, markette vatandaş zaten hissediyordu fahiş fiyatları… TÜİK’in verileriyle de tarihi yüksek seyir kayıtlara geçmiş oldu.

Rakamlara göre Ocak’ta gıda fiyatları geçen yılın Ocak ayına göre yüzde 30,97 arttı. Bu rakam, 2003 yılını baz alan ve 2004 Ocak ayında başlayan mevcut endeks tarihinin en yüksek yıllık gıda enflasyonuna işaret etti.

İlgi çekici bir nokta da gıda fiyatları ile manşet enflasyon arasındaki fark. 2019 yılının Ocak ayında gıda enflasyonunun manşet enflasyondan 10,62 puan fazla gerçekleştiği görüldü.

gida

Bu göstergede de endeks tarihinin en yüksek seviyesi kaydedildi.

Gıda enflasyonunda rakamlar alarm verici boyutların oldukça ilerisine geçmiş görünüyor. Gıda üretimi ve ticareti alanının acilen regüle edilmesi gerekiyor. Belki de “Türkiye Yaş Sebze ve Meyve Kurumu” gibi bir düzenleyiciye ihtiyaç vardır…