Arap Baharı’nın ekonomisi

Arap Baharı, hiç şüphesiz, Orta Doğu ahalisinin gönül tellerini titretti, içini ferahlattı. İslamcı siyasetin yükselmesi, ilk hareketlenmenin yerini duraklama devrine bırakması gibi arızalar, kimse şaşırmasın, moralleri bozmadı. Orta Doğu’lular bu dönüşüm adımlarına seviniyor. Ama Batı’nın bakışı farklı elbette ki. O mevzu üzre, Batılıların düşündükleri alenen ortaya dökülmeye başladı. Önce kapitalist establishment’ın güçlü yayın organları The Economist ve Wall Street Journal’da “Arap Baharı’nın Ekonomisi” başlıklı yazılar görülmeye başlandı, sonra da o establishment’ın derin babaları demeçlerinde bu ekonomik gelişimi anar oldular. Bunlardan bir tanesine canlı şahit oldum. Uluslararası Finans Enstitüsü’nden bazı yetkilileri İstanbul’da dinledik. Arap Baharı’nı anlatırken artık tüm meseleyi ekonomi üzerine kurguladıklarını fark etmek zor değil. Bu ülkelerde adil gelir dağılımı ve ekonominin demokratikleşmesinden dem vuruyorlar. Ama o demokratikleşmenin tüketimin demokratikleşmesi kavramı altında yeni pazar yaratma paradigmasının formülası olduğu yorumu gayet tabii yapılabilir. Bu formülanın hayata geçtiği bir Orta Doğu ülkesi var aslında: Türkiye.  2000’li yıllarda serbestleşme ve demokratikleşme denen şeyin temel sonuçlarından biri, kendini demokrasi içerisinde kabul eden Türkiye insanının tüketim çılgınlığına girmesi oldu. Tüketici finansmanı adı altında desteklenen tüketicinin de etkisiyle büyüyor Türkiye ekonomisi. Ama son açıklanan 2011 birinci çeyrek büyüme rakamları üzerine yapılan yorumlarda da görüldüğü gibi herkes bu büyümeden tedirgin. Çünkü tüketerek ve dolayısıyla cari açık vererek büyüyen bir Türkiye var. O pazardan kazanan ise örneğin cep telefonları satıcıları. Şimdi Arap Baharı’na Türkiye modeli önerilirken sanki altında bu bakış varmış gibi geliyor. Tahrir Meydanı’ndaki göstericilerin tüketen mesela yılda üç cep telefonu satın alan bireylere dönüşmesi murad ediliyor Batı tarafından.

Advertisements

Filistin ne zaman ayağa kalkacak?

Halk ayaklanmaları Mısır’dan sonra Libya’yı sarmışken herkes bölgede sıranın hangi devlette olduğnu sorguluyor. Acaba bu ayaklanmalar Filistin’de karşılığını ne zaman bulacak? 15 Mart’ta mı?
Tunus, Mısır, Libya… Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da son dönemde yaşanan halk ayaklanmaları bütün dünyanın gündeminde. Söz konusu coğrafyalarda yaşananlar batının hegemonize ettiği politik ve ekonomik ilişkilerin temel unsur olduğu paradigmanın sarsılması olarak da okunabilir. Bu paradigmanın temel sabitlerinden birisi de Filistin’in içler acısı hali. İsrail’in inanılmaz baskısı ve yozlaşmış yönetimler Filistin’in o içler acısını yaratan ana etkenler olarak öne çıkıyor. Tüm bu tarihsel evre içerisinde esas soru Batı’nın Filistin’de kurduğu denklemin ne zaman bozulacağı yani Mısır rüzgarının Filistin’e ne zaman ulaşacağı.
Bölgedeki birçok halkta olduğu gibi Filistin’de de Mısır’ın rüzgarı kuvvetlice esiyor. Filistin’in Mübarek’i bir değil ki zaten. Yukarıda vurguladığımız gibi öncelikle İsrail yönetimi sonra da El Fetih kontrolündeki yönetimleri tarafından sürekli baskı altındalar. Dolayısıyla onların Libya’dan önce gelmesi de beklenebilirdi. Ama olmadı. Bunun ana nedeni İsrail’in süregiden hakimiyeti. İşin ilginç tarafı bazı batılı gazetecilerin de belirttiği gibi Filistinlilerin tüm bu baskıya rağmen Mısır’a özendikleri ama kökten bir kalkışmayı yürütecek kadar motive olmamaları. The Guardian gazetesi Kudüs Muhabiri Harriet Sherwood kendi blogunda Batı Şeria’daki gözlemlerini not etti. Nablus’ta yaptığı gözlemlerinde Filistin sokağının bölgedeki diğer ülkelerin sokaklarına nazaran sakin olduğunu söylüyor Sherwood. Şehir kontrol noktaları ile alışılmış görüntülerini verirken, trafiğin akışının bile aksamadığını vurguluyor. Deneyimli muhabir bloguna not ettiği özellikle gençlerle yaptığı sokak röportajlarında tüm gençlerin Mısır’a özendiğini ama Mısır’daki gibi demokratik hak tabanlı siyasi kalkışmaların Filistin’de olabilmesine şüpheyle yaklaştıklarını belirtiyor. Sherwood ile konuşan bazı Filistinlilerin vurguladığı nokta şu: “Böyle bir kalkışma burada olamaz, çünkü bir şeyleri değiştirmek için herhangi bir şansımız olduğunu düşünmüyoruz” Filistin’de Mısır’ın etkisi beklenenden daha kısıtlı gibi görünse de önümüzdeki günler bu anlamda sürprizlere de sahne olabilir. Zira Filistinli gençler de tıpkı Mısır ve Libyalı akranları gibi sosyal medya üzerinden örgütlenmeye çalışıyor. Facebook’ta kurulan “End The Division” grubu 15 Mart’ta düzenlenmesi planlanan bir ayaklanma çağrısı yapıyor. Henüz grubun üye sayısı 600’ler civarında olsa da bu tip hareketlerin çığ etkisi ile büyümesi Mısır’da ve Libya’da henüz yaşandığı için ilginç bir gelişme olarak kaydedilmeli. Belki de yukarıda bahsettiğimiz paradigmanın değişmesinin finali Filistin’in sokağa çıkması ile mümkün olacak.