Dünya Müslümanları birlik mi ki??

Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” tezi hararetle tartışılırken Deniz Ülke Arıboğan bu tezin geçerli olmadığına ilişkin yorumlar yapıyordu. Kürsüde, o zaman Suudi Arabistan ile yaşadığımız Ecyad Kalesi’nin yıkılması krizinden yola çıkarak, “Eğer Huntington’un dediği gibi medeniyetler tek bir blok olarak birbirleri arasında çatışıyorsa, neden Müslüman olan Suudi Arabistan ile Türkiye kendi arasında bu tip problemler yaşıyor” diyordu.  O tezin o zamandan sakat olduğunu dile getiriyordu. Şimdilerde yine Müslüman dünyasından yola çıkarsak bu tezin iler tutar yanı olmadığı ifade edilebilir. Ancak Türkiye dış politikasında bu demode tezin etkilerini görünce insan şaşırmadan edemiyor. Filistin konusunda Arap dünyasında beklenen dayanışmanın gerçekleşmemesine rağmen, bu meselenin neredeyse şampiyonluğunu yapan Türkiye, halen Arap dünyasının Suudi’ler gibi karanlık aktörlerine mesafe koyamıyor. Bahreyn’e, Yemen’e; Mısır ya da Libya’ya baktığı gibi bakamıyor.

Flaş!! Aslında İsrail, Filistin devletinin tanınmasını istiyor (mu?)

ABD Başkanı Barrack Obama’nın merakla beklenen Orta Doğu konulu konuşmasında 1967 Filistin-İsrail sınırlarını telaffuz etmesi İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından ciddi tepkiyle karşılandı. İsrail yönetiminin son dönemde Filistin devletinin Birleşmiş Milletler nezdinde tanınmasına da karşı çıktığı biliniyor. Ama son dönemde yaşanan bir gelişme var ki İsrail’in politik angajmanları açısından farklı bir yerde duruyor. Blogger Ali Abunimah’ın dikkat çektiği üzere anti-Filistin örgütü Reut Enstitüsü’nün Başkanı Gidi Grinstein Haaretz’de çıkan yazısında Obama’nın Filistin’in BM nezdinde tanınması için hamle yapmasının iyi olacağını yazıyordu. Grinstein’a göre, böylelikle İsrail’in çıkarlarına diplomatik bir atılım yapılacaktı. Aynı zamanda bu tanınma ile şimdiki statüko netleşecek, İsrail’in insanları yıldıran güvenlik önlemleri de meşru bir zemin kazanacaktı. UNRWA gözetiminde ortaya çıkan mülteci sorunları da kontrol altına alınacaktı Grinstein’a göre. Dolayısıyla İsrail’in bu argüman üzerinden bir pozisyon alması söz konusu olabilir. Zira bugünlerde en çok tartışılan konu olan Filistin devletinin tanınması mevzubahis olunca bu argümanlar da kendi düzenlerini meşru biçime sokabilmek için sapabilecekleri bir yol olabilir. Dolayısıyla şu soru artık iyice gündemde: İsrail, Filistin Devleti’nin tanınmasını isteyebilir mi?

Filistin ne zaman ayağa kalkacak?

Halk ayaklanmaları Mısır’dan sonra Libya’yı sarmışken herkes bölgede sıranın hangi devlette olduğnu sorguluyor. Acaba bu ayaklanmalar Filistin’de karşılığını ne zaman bulacak? 15 Mart’ta mı?
Tunus, Mısır, Libya… Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da son dönemde yaşanan halk ayaklanmaları bütün dünyanın gündeminde. Söz konusu coğrafyalarda yaşananlar batının hegemonize ettiği politik ve ekonomik ilişkilerin temel unsur olduğu paradigmanın sarsılması olarak da okunabilir. Bu paradigmanın temel sabitlerinden birisi de Filistin’in içler acısı hali. İsrail’in inanılmaz baskısı ve yozlaşmış yönetimler Filistin’in o içler acısını yaratan ana etkenler olarak öne çıkıyor. Tüm bu tarihsel evre içerisinde esas soru Batı’nın Filistin’de kurduğu denklemin ne zaman bozulacağı yani Mısır rüzgarının Filistin’e ne zaman ulaşacağı.
Bölgedeki birçok halkta olduğu gibi Filistin’de de Mısır’ın rüzgarı kuvvetlice esiyor. Filistin’in Mübarek’i bir değil ki zaten. Yukarıda vurguladığımız gibi öncelikle İsrail yönetimi sonra da El Fetih kontrolündeki yönetimleri tarafından sürekli baskı altındalar. Dolayısıyla onların Libya’dan önce gelmesi de beklenebilirdi. Ama olmadı. Bunun ana nedeni İsrail’in süregiden hakimiyeti. İşin ilginç tarafı bazı batılı gazetecilerin de belirttiği gibi Filistinlilerin tüm bu baskıya rağmen Mısır’a özendikleri ama kökten bir kalkışmayı yürütecek kadar motive olmamaları. The Guardian gazetesi Kudüs Muhabiri Harriet Sherwood kendi blogunda Batı Şeria’daki gözlemlerini not etti. Nablus’ta yaptığı gözlemlerinde Filistin sokağının bölgedeki diğer ülkelerin sokaklarına nazaran sakin olduğunu söylüyor Sherwood. Şehir kontrol noktaları ile alışılmış görüntülerini verirken, trafiğin akışının bile aksamadığını vurguluyor. Deneyimli muhabir bloguna not ettiği özellikle gençlerle yaptığı sokak röportajlarında tüm gençlerin Mısır’a özendiğini ama Mısır’daki gibi demokratik hak tabanlı siyasi kalkışmaların Filistin’de olabilmesine şüpheyle yaklaştıklarını belirtiyor. Sherwood ile konuşan bazı Filistinlilerin vurguladığı nokta şu: “Böyle bir kalkışma burada olamaz, çünkü bir şeyleri değiştirmek için herhangi bir şansımız olduğunu düşünmüyoruz” Filistin’de Mısır’ın etkisi beklenenden daha kısıtlı gibi görünse de önümüzdeki günler bu anlamda sürprizlere de sahne olabilir. Zira Filistinli gençler de tıpkı Mısır ve Libyalı akranları gibi sosyal medya üzerinden örgütlenmeye çalışıyor. Facebook’ta kurulan “End The Division” grubu 15 Mart’ta düzenlenmesi planlanan bir ayaklanma çağrısı yapıyor. Henüz grubun üye sayısı 600’ler civarında olsa da bu tip hareketlerin çığ etkisi ile büyümesi Mısır’da ve Libya’da henüz yaşandığı için ilginç bir gelişme olarak kaydedilmeli. Belki de yukarıda bahsettiğimiz paradigmanın değişmesinin finali Filistin’in sokağa çıkması ile mümkün olacak.