“Türkiye için sadece bankacılık yetmez”

“Finansal Krizleri Yanlış Anlamak” kitabı ile son dönemde dikkatleri üzerine çeken Yale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Gary Gorton ile Turkishtime dergisi için bir söyleşi gerçekleştirdik. Gorton, “hard core” bir pro-kapital. Global krizi çözmek için önce bankacılık kurtarılmalı diyenlerden. Ancak Türkiye için farklı konuşuyor. 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 2008 yılında yaşadığımız global finansal krizin Türkiye’yi teğet geçtiğini söylemişti. Sizce küresel finansal krizlerin farklı ülkeler için farklı sonuçları var mıdır?

Elbette ki krizlerin farklı ülkeler için farklı etkileri söz konusudur. Ancak bütün pazar ekonomileri, eğer kısa vadeli banka borçları teşhis edilmez ve buna karşı bir koruma gerçekleştirilmezse bu durum karşısında kırılgan bir hale gelir.   

Türk hükümeti, güçlü bankacılık düzenlemeleri ve bankacılık sistemi ile övünüyor. Tek başına güçlü bankacılık sistemi kriz dönemlerinde ayakta kalmak için yeterli olur mu?

Hayır. Pazar ekonomileri sürekli dönüşüm geçirdiği için, bir dönem geçerli olan regülasyonlar ilelebet yeterli olacak anlamına gelmiyor.

 

 

Advertisements

“Türkiye 90’lı yıllara geri dönüyor”

Geçen günlerde Alman Die Zeit gazetesinin Orta Doğu Şefi Michael Thumann’ı özel bir toplantıda dinledik. Thumann, Suriye ile ilgili bazı gözlemlerini ve Güneydoğu’da yaşananlara ilişkin de izlenimlerini paylaştı. Thumann, Suriye’de çatışmaların beklendiğinden uzun sürdüğünü vurguluyor. Bununla birlikte Thumann, İsrail’in bölgedeki politik gelişmelere ilişkin yanlış bir bakışı olduğunu da ifade ediyor. Thumann, “İsrail’in, AKP’nin İran ve Suriye ile bir üçgen oluşturmaya çalıştığı yönündeki açıklamaları bence çok anlamsızdı” diyor. Suriye meselesi yanında Türkiye’nin Kürt Sorunu’na da değinen Alman gazeteci, “Erdoğan’ın biyografisini yazacak olan kişi, 2009-2012 yıllarını iyi incelemeli. Bu dönemde Erdoğan’ın milliyetçi bir tavrı var” diyerek bu dönemde Türkiye’de milliyetçiliğin yükselişine dikkat çekiyor. “Türkiye 1990’lı yıllara geri dönüyor” diyen Thumann, Kürt sorunu ve Güneydoğu’da yaşananlarla ilgili medyada bir abluka olduğunu, sadece Kürt tarafından bilgi alabildiklerini de ekliyor.

Başbakan’ın Alman vakfı çıkışının perde arkası

Yaklaşık 2,5 sene önce Türkiye gazeteciliğinin medar-ı iftarı, enternasyonel şalalası Express dergisinde yerel seçimlerin ardından AKP’nin rant haritasındaki değişim ile ilgili bir deneme yapmaya çalışmıştım. (“Rant haritasında son durum”, Express sayı:94 25 Nisan-25 Mayıs 2009, s.26-27) O zaman orada gözüken fotoğrafın şimdilerde Başbakan’ın Alman vakıfları ve Almanya ile ilgili çıkışının ekonomi politik nedenlerinin kimilerini ortaya koyduğunu gözlemlemek mümkün. Zira o zaman gözüken tabloda AKP’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da kimi önemli belediyeleri kaybettiği, böyle olunca o belediyelere akan Avrupa kaynaklı hibe ve kredilerden AKP’li belediyelerin mahrum kaldığı gözüküyordu. Bu rantın AKP için önemli bir unsur olduğunu da araştırmacıAli Ekber Doğan’ın tezlerine dayanarak açıklamıştım. Doğan, Express’e daha önce verdiği söyleşide AKP’nin yandaşlarını doğrudan belediyelere yerleştirmediğini, belediyelerin elindeki hizmet üreten kurumların belediye bünyesi dışına alındığını ve sonrasında taşeronlara devredildiğini söylüyordu. Böylelikle belediyelerin etrafında iş yapan yeni bir sınıfın varlığına dikkat çekiyordu. Kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi o sınıf için belediyelere akan her türlü kaynağın büyük önemi bulunuyordu. O zamanın rakamları ile belirtelim: AB’nin 1996-2006 yılları arasında Türkiye’ye ayırdığı 846 milyon Euro’luk kaynağın 301 milyon Euro’su Doğu ve Güneydoğu illerine gitmişti. Şimdi Başbakan bu fonların ‘tehlikeli eller’e gittiğini söylerken bu gerçek karşısındaki agresifliğini ortaya koyuyor. Eskiden partisinin belediyelerine giden ama sonra ‘başka’ ellere geçen fonları bu yüzden şeytanlaştırmaya çalışıyor. 

Yabancı basın Türkiye’ye nasıl yansıyor?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın neredeyse 1 yıl önce AKP İl Başkanları toplantısında yaptığı konuşmada değindiği konulardan bir tanesi de yurtdışındaki yayın organlarından yapılan çevirilerin içerdiği sorunlarla ilgili idi. Başbakan “Bakıyorsunuz, ‘batı gazetelerinden haberler’ diye köşe yazıları alıyorlar. Bir incelettim, büyük bir çoğunluğu uydurma. Arkadaşlarım onların üzerinde de çalışıyorlar. Orijinalini de koyarak bunları ilan edecekler” dedi.
Başbakanın bu sözleri galiba haklılık payı taşıyor. Çünkü 14 Şubat 2008 tarihli Zaman gazetesinde bu durumu kanıtlayan manidar bir örnek bulunuyor. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın “Anlama Gayreti 1” isimli yazısı uydurma öğeler taşımasa da yurtdışındaki makaleleri Türkçe okuyan okuyucuya sunmada bazı problemler olduğunu gözler önüne seriyor. Dumanlı bu yazısında “30 Ocak’taki The Economist’te önemli bir analiz yer alıyordu. “Türkiye, Kürtler ve İslam: Dinî Bir Uyanış” başlığıyla sunulan makalede “Kürt sorunu” üzerinde duruluyor ve güncel yorumlar yapılıyor. Güneydoğu’daki oyların AK Parti’ye kayış sebepleri irdeleniyor. Bu arada “Kendi kararı ile adeta bir sürgün hayatı yaşayan liberal bir Müslüman din adamı” olan Fethullah Gülen’den bahsediyor The Economist. Dergi, Kurban Bayramı’nda 60 bin aileye kurban eti dağıtıldığını, bölgeye Gülen’i seven çok sayıda doktorun gittiğini ve bedava sağlık taraması yaptığını, “Kürtler-Türkler kardeştir” mesajının verildiğini anlatıyor” diyor.
Bunların yanında bu makale* de The Economist şunu da diyor: “ Bu aralar Türkiye’nin en zengin cemaati AKP’ye, Kürtlerin daha fazla oyunu alması için yardımcı oluyor” Fakat Ekrem Dumanlı’nın aktardığı bölümde bu cümle yok. Aktarmak zorunda mı peki? Galiba evet. Çünkü ondan sonra gelen cümleler bu konuya teğet geçiyor. Dumanlı cemaatin bu yardım olayına değinmeye çalışıyor, ama bu durum lafı dolandırmaya benziyor. Çünkü, Dumanlı’nın bahsettiği makale, daha net ifadelere sahip. O makaleden yukarıda yapılan alıntıyı söylese meramını anlatacak Dumanlı ama o lafı dolandırmayı ve okuyucunun bu konuda AKP ile cemaat arasındaki ilişkinin yabancı yayın organlarınca da artık çok iyi bilindiğini saklamayı seçiyor.
Bunu da gördükten sonra galiba Başbakan’a hak vermek lazım. Türk basınında yurtdışı makaleleri hem tam metin olarak çevirirken, hem de onlardan pasajlar aktarırken sorunlu durumlar mevcut.

(*) “A religious revival”, The Economist 2-8 Şubat 2008, 36

İsviçre hesapları konusunun uzmanları

Wikileaks ile gündeme yeniden gelen İsviçre hesapları ile ilgili dünyada birçok saygın uzman ve akademiysen bulunuyor. İşte o isimlerden bazıları…
Wikileaks belgelerinin ilk ortaya çıktığı günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın İsviçre’de sekiz hesabı olduğu iddiası ile sarsılmıştık. O iddianın gerçek olup olmadığına ilişkin bir arpa boyu yol alınmadı. Derken, geçen günlerde İsviçreli Julius Baer bankasında 16 yıl çalışmış olan Rudolf Elmer, Wikileaks kurucusu Julian Assange’a bir basın toplantısında İsviçre’deki gizli hesaplara ilişkin olduğunu söylediği 2 CD verdi ve bu konu tekrar merak edilmeye başlanır oldu. Elmer, o basın toplantısında artık bu gizli hesapların, offshore cennetlerinin sorgulanması gerektiğini söyledi. Bu sızdırmanın amacı da bu sorgulamaya hizmet etmesiydi.
Elmer gibi sistemin içinde bulunmuş ama daha sonra ciddi bilgilere sahip birçok ifşaatçı (whistleblower) bulunuyor. Bu ifşaatçıların yanında bu işle ilgilenen birçok hukukçu ve akademisyen de var. Ayrıca Global Witness gibi özellikle bankaların şaibeli işlemlerini araştıran bağımsız araştırma kurumları da bulunuyor.
Bu kapsamda İsviçre hesapları konusunda ileride adını duyabileceğimiz uzun bir uzmanlar listesi çıkıyor ortaya. Hemen sıralayalım.

1- Charlie Rawl: 8 milyar dolarlık offshore bankacılık grubu Allen Stanford’un eski finans danışmanı. Rawl, ABD otoritelerine bu konuda verdiği bilgilerle tanınıyor.
2- Martin Kenney: Dünyanın finansal yolsuzluklar konusunda en çok tanınan avukatlarından biri olan Kenney bu konuda hukuki duayenlerden biri olarak kabul ediliyor.
3- Jack Blum: Blum da ABD’nin kara para aklama konusundaki en büyük avukatlarından biri. Jack Blum, aynı zamanda Tax Justice Network isimli kuruluşun danışmanlığını yürütüyor.
4- Sol Picciotto: Lancaster Üniversitesi Hukuk Fakültesi onursal (emeritus) profesörü Picciotto vergi cennetleri üzerine yaptığı çalışmalarla biliniyor. Picciotto’nun çalışmalarına kendi internet sitesi üzerinden ulaşmak mümkün.
5- Robert Palmer: Global Witness araştırmacılarından biri olan Palmer, batılı bankaların karanlık ilişkileri üzerine hazırladığı raporlarla ön plana çıkıyor.

Bu listeyi daha da uzatmak mümkün. Bu listenin bu konuyu deşmek isteyen gazeteci ya da uzmanlara önemli bir kalkış noktası verdiği de ifade edilebilir. Tabii mesele bu konu üzerine eğilecek bir iradenin ortaya konması.